CEMATÊ DÊSIMİ BASEL
  FORUM_Kurşiyê Werenayişi_Tartışma Kürsüsü
 
=> Daha kayıt olmadın mı?

FORUM-Kurşiyê Werenayişi-Tartışma Kürsüsü - Dersim tarihinde etnik yolculuk

Burdasın:
FORUM-Kurşiyê Werenayişi-Tartışma Kürsüsü => Beispielforum => Dersim tarihinde etnik yolculuk

<-Geri

 1 

Devam->


Z.Dersim
(şimdiye kadar 5 posta)
12.05.2008 16:23 (UTC)[alıntı yap]
Dersim tarihinde etnik yolculuk



Biyografi dergisi Chronicle, Dersim havalisinin tarihteki “etnik serencamı” ve bölgenin karmaşık yapısı hakkında bir araştırma yayımladı. Dosyada, yabancıların bu hassas bölgedeki faaliyetleri de dikkat çekiyor.



------------------------------------------------



Birbiri içine geçmiş kültürleri barındıran Dersim, yani Tunceli ve çevresi çoğu zaman isyanın, kavganın ve baskıların da adresi oldu. Ermeni’sinden Kürt’üne, Alevi’sinden Sünni’sine Anadolu’daki her topluluğun geçmişinde adı geçen Dersim, bugün hâlâ benzer tartışmaların odağında. Biyografi dergisi Chronicle, son sayısında Dersim bölgesinin etnik serencamıyla ilgili tarihsel bir yolculuğa çıktı. Dergide yer alan araştırma dosyasında bölgedeki Ermeni varlığının yüzyıllar öncesine dayandığı belirtilerek, Dersim’in farklı etnik grupları arasındaki işbirliği ve çatışmalara yer verildi. Konuyla ilgili kapak dosyasında Dersim havalisinin karmaşık etnik yapısına dikkat çekilerek bölgenin ‘isyankâr’ kimliğine de büyüteç tutuldu.

Şeyh Sait İsyanı (1925) sonrası Atatürk tarafından Dersim bölgesine gönderilen Hasan Reşit Tankut’un Ankara’ya sunduğu gizli raporlarda bölgenin etnik yapısıyla ilgili ilginç anekdotlar yer alıyor. Raporlarda “Anadolu’nun tarihini anlamak için, Ermeni, Kürt ve Alevi meselelerini bir arada ele almak gerekir” tespitini yapan Tankut, mesela Alevi Zazalar konusunda şu ifadeleri kullanıyor: “Bunlarda mezhep ve ibadet dili Türkçe’dir… Bu mecburiyettir ki Alevi Zazalık asırlardan beri ihmal edildiği halde Türklük’ten pek de uzaklaşmamıştır. Dersim Alevileri arasında cevap istememek şartiyle Türkçe meram anlatmak mümkündür. Şayanı nazar ve esef olan nokta şudur ki 20-30 yaşından yukarı yaşlı her fertle Türk dili ile mütekabilen anlaşmak ve dertleşmek mümkün olduğu halde… 10 yaşından küçük çocuklarda ise Türk diline rastlamak imkânı kalmamaktadır. Bu netice, Dersim Alevi Türkleri’nin de benliklerini kaybetmeye başladıklarına ve ihmal edilirse günün birinde Türk dili ile konuşana tesadüf edilemeyeceğine delildir.”

Alevi Zazaları, dönemin egemen ideolojik yaklaşımına uygun biçimde, “kademeli olarak Zazalaşmış Türk kökenliler” diye niteleyen Tankut, onları Türklükten ayıranın dilin ötesinde bir şey olduğunu itiraf eder: “Aleviliğin en kötü ve açıklama ihtiyacı duyulan cephesi Türklük’le aralarındaki derin uçurumdur. Bu uçurum Kızılbaşlık itikadıdır.”

MİSYONER FAALİYETİ BAŞLIYOR

Bölgenin Osmanlı Devleti’nin egemenliğine girdiği 17. yüzyıldan itibaren Kızılbaşlar ile Safeviler arasındaki ilişkilerin nitelik değiştirdiği, Kızılbaş Türkmenler kendilerine Bektaşi tekkelerinde yer bulurken, Kızılbaş Kürtler’in içine kapandığı belirtiliyor. 19. yüzyıla gelindiğinde bu gruplar bölgede yoğun bir misyonerlik faaliyeti gösteren Amerikan Protestanları’nın misyonerlik örgütü The American Board of Commissioners for Foreign Missions’ın (ABCFM) etki alanına gireceklerdir. Osmanlı’nın kapısını çalmaya cesaret bile edemediği bölgede, Protestanlar geleneklerle çatışmadan Alevileri “modernleştirmeye” çalışırlar. Kızılbaş Kürtler’in ‘cem’ ayinlerine girmeyi başaran ilk yabancıların bu Protestanlar olduğu sanılır. Dergideki dosyada, C. H. Wheeler adlı misyonerin 1814 tarihinde New York’ta yayımladığı Ten Years on the Euphrates (Fırat’ta 10 Yıl) adlı eserinden ilginç pasajlar da sunuluyor: “(Kızılbaş Kürtlerin hiç değilse büyük çoğunluğu sadece sözde Müslüman. Aralarında dinsel törenler ve ayinler düzenlerler. Şimdiye kadar pek az bilinmekle birlikte bu törenler Müslümanlık, Hıristiyanlık ve putperestliğin bir karışımı gibi görünmektedir. Kürtler’in çoğunluğu Müslümanlık dinine bağlıdır. Diğer kol Kızılbaşların kendilerine has inançları vardır. Genellikle Türklerden korktuklarından gerçek inançlarını gizlemeye çalışırlar.”

Benzer bir değerlendirmeyi, neredeyse 120 yıl sonra bir Türk yetkiliden duymak da ilginç. 1930’ların başında Jandarma Umum Kumandanlığı tarafından Dersim üzerine hazırlanan bir çalışmada şöyle denmektedir: “Alevi her yerde Hıristiyan dostudur. Ocak başlarında muhabbet eden insanların arasındaki Hıristiyan hiç de yabancı sayılmaz. Belki bir çeşit itizal (akılcılık) yolu olan Gregoryenlik başka Hıristiyan mezheplerine göre Aleviliği daha ziyade okşayabildiği için üstün tutulmaktadır. Şurası gerçektir ki Ermeni, Alevi’nin en yakın dostudur.”

Bölgedeki Ermeni-Alevi yakınlığının ‘ilk’ siyasi somut adımının 1868 yılında kurulan Millî Kurtuluş İçin Ermeni ve Kürt Komitesi olduğu belirtilen dosyada, Dersim Ayaklanması’nın lideri olarak bilinen Seyit Rıza’nın babası Seyit İbrahim’in de bu komite ile ilişkili olduğu belirtiliyor. Komite zamanla dağılacak; ancak 1908 ayaklanması, yalnızca Abdülhamit yönetiminin İttihat ve Terakki tarafından alaşağı edilmesine değil, Dersim Kızılbaşları’nın ve Ermeniler’in kolektif kimliklerini ilk kez açıkça ortaya koymalarına da imkan sağlayacaktır. İttihat ve Terakki yönetimi, Protestan misyonerlerinin Alevilere yönelik faaliyetlerini önlemek üzere Dersim bölgesine temsilci gönderecek; ama pek başarılı olamayacaktır.

Ermeni tehciri sırasında bazı Kürt aşiretlerinin insani veya siyasi sebeplerden dolayı Ermenilere koruma sağladığı biliniyor. Dosyada bölgeden çıkmak yerine, Kızılbaşlığı kabul etmiş görünen Ermenilerin sayısının bazı kaynaklarda 100 bine kadar çıkarıldığına dikkat çekiliyor. Halihazırda Alevi kimliğiyle yaşayan Ermeni kökenli Türk vatandaşların bölgedeki yoğunluğu bilinen bir gerçek. Öte yandan Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermenilerin Türk ve Kürt köylerine saldırılarının yanı sıra, bölgedeki bazı Kürtlerin Ermeni çetecilerle bir olup Türk köylerini bastığı da belirtiliyor dosyada.

SEYİT RIZA VE DERSİM İSYANI

1921’de bastırılan Koçgiri İsyanı, Ankara hükümetinin Dersim bölgesini “hizaya getirme” düşüncesini daha da güçlendirir. Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey, Şubat 1926’da hükümete sunduğu raporda, “Dersim, Cumhuriyet hükümeti için bir çıban başıdır. Bu çıban üzerinde kesin bir ameliye yapmak ve elim ihtimalleri önlemek, memleket selameti için mutlaka lazımdır” ifadesini kullanır. Dersim’i ‘çıban başı’ yapan, bölgenin Osmanlı’dan beri alışık olduğu gibi ‘özerk’ yaşamak istemesi, devlete vergi ve asker vermeye yanaşmaması, ayrılık ve isyanların odağı olması ve yabancıların bölgedeki faaliyetleridir.

Aralık 1935’te bir dizi önlemi içeren ve Dersim adını Tunceli’ye çeviren 2884 Sayılı Tunceli Kanunu çıkarılır. Bunun üzerine Dersimliler Abbasan Aşireti reisi Seyit Rıza’nın öncülüğünde ayaklanır. Bölgeyi bombalayan üç uçak arasında Atatürk’ün manevi kızı ve Türkiye’nin ‘ilk kadın pilotu’ Sabiha Gökçen’in kumanda ettiği uçak da vardır. İhsan Sabri Çağlayangil, isyanın başı Seyit Rıza’nın idamını şöyle anlatır: “Seyit Rıza sehpaları görünce durumu anladı. ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin’ dedi. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyordum. Bana güldü. Savcı namaz kılıp kılmayacağını sordu. İstemedi. ‘Evladı Kerbelayıh. Bihatayıh. Ayıptır, zulümdur, cinayettir’ dedi.” Bölgedeki ayaklanma 1938 yılında büyük ölçüde bastırılır. Ancak dağlara sığınanların mücadelesi 1946 affına kadar devam eder.




Aksiyon Dergisi - Sayı: 697 - 14.04.2008


http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=30013

http://www.iphpbb.com/board/ftopic-33096965nx69579-136.html




Cevapla:

Nickin:

 Metin rengi:

 Metin büyüklüğü:
Tag leri kapat



Bütün konular: 5
Bütün postalar: 8
Bütün kullanıcılar: 1
Şu anda Online olan (kayıtlı) kullanıcılar: Hiçkimse crying smiley
 
  Heute waren schon 1 ziyaretçi (5 klik) hier!  
 
Diese Webseite wurde kostenlos mit Homepage-Baukasten.de erstellt. Willst du auch eine eigene Webseite?
Gratis anmelden